Vesayet Altına Alınma

Vesayet Altına Alınma

Vesayet, velayete tabi olmayan küçükler ile kısıtlıların tabi olacağı, özel hukuk alanında koruyucu bir kurum olarak düzenlenmiştir. Bununla amaçlanan şey  ehil olmayanların mal varlıklarına ilişkin menfaatlerinin onlar adına korunması ve onların temsil edilmesidir. Sonuç olarak, korunmaya muhtaç, zayıf ve güçsüz kişilerin devlet eliyle koruma altına alınmasıdır.

Vasi, vesayet makamınca, korunmaya muhtaç kişinin malvarlığını ve bazı konularda kendisini temsil ve yönetim konumuna getirilen kişidir. Kendini temsilden ve aktif ile pasif malvarlığını yönetimden aciz kişiyi bu konularda temsil edecek kişidir. Vasi, küçüklük veya kısıtlılık sebebiyle, bu tür kişilerin menfaatlerini korumak amacıyla, Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi tarafından atanan yasal temsilci sıfatıdır.

Vasilik ve vesayet aynı anlamı ifade ederler. Vasi, yetim veya aklında zayıflık bulunan hasta birisinin malvarlığını yöneten kişidir. Vasilik ise vasi olma durumuna verilen isimdir. Vesayet de anlam olarak, vasilik şeklinde kendisine sözlükte yer bulmuştur. Vesayet kurumuna başvurulabilmesi için bazı durumlardan en az birisinin varlığı gereklidir. Bu durumlar, Türk Medeni Kanununun 404. ve 410. maddeleri arasında sınırlı sayı ilkesine dayalı olarak belirtilmiştir.

Gereken Durumlar

  1. Küçüklük Doğal şartlar altında anne ve babanın çocuk üzerindeki velayeti, çocuk ergin olasıya kadar devam etmektedir. Dolayısıyla bu kişilere ayrıca bir vasi atanması gerekmemektedir. Vesayet, ancak bu küçüklerin velisi bulunmaması halinde gündeme gelecektir. Amaç çocuğun korunmasıdır. Küçükler için ayrıca bir kısıtlama kararı alınmasına gerek yoktur. Ergin olasıya kadar doğal olarak kısıtlı sayılmaktadırlar zaten. Dolayısıyla küçükler için vesayet altına alma ve vasi atanması yeterli olacaktır. Çocuğun velayetten yoksun bir duruma düşmesi, birçok sebeple ortaya çıkabilir. Örneğin anne ve babanın ölmesi halinde vesayet kurumu gündeme gelecektir. Aynı şekilde evliliğin iptali halinde, hakim, çocuğun yüksek menfaatleri açısından o şekilde uygun görürse; anne ve babadan velayeti alıp çocuğa vasi atayabilecektir.
  2. Kısıtlama  Kısıtlama kararı verilen kişiye mahkemece bir vasi atanması gerekmektedir. Kısıtlama kararı, bu yönüyle yenilik doğuran bir karardır. Kısıtlı, ergin bir kişidir fakat fiil ehliyeti mahkemece sınırlandırılmaktadır. Kısıtlı ergin kişinin ana veya babası hayattaysa bu kişilere velayeti de verilebilir.  Kısıtlama; tam ehliyetli kişinin fiil ehliyetini kısıtlayarak onu sınırlı ehliyetsiz haline getirir. Kısıtlama sebepleri kanuni ve isteğe bağlı olmak üzere iki gruba ayrılır.

Kanuni kısıtlama sebepleri aşağıdaki gibidir:

    1. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı
    2. Savurganlık
    3. Alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı
    4. Kötü yaşama tarzı
    5. Kötü yönetim
    6. Özgürlüğü bağlayıcı ceza

Yukarıda belirtilen durumlardan birinin mevcut olması halinde, vasi atanması konusunda kısıtlanacak kişinin isteği olup olmaması dikkate alınmayacaktır.

İsteğe bağlı kısıtlama sebepleri ise aşağıdaki gibidir:

  1. Yaşlılık
  2. Sakatlık
  3. Deneyimsizlik
  4. Ağır hastalık (Bu husus; TMK m. 408’de, ayırt etme gücüne sahip ergin açısından düzenlenmiştir).

Herhangi bir sebeple velayet altında olmayan, velayetin değiştirilmesi mümkün olmayan küçükler ve sınırlı ehliyetsiz durumundaki kısıtlılar, vesayet altına alınacaktır. İşte bunu sağlayan durum, bu kişilerin sahip olduğu vesayet hakkına haiz olma halidir. Bu hakkın kısıtlanması mümkün değildir. Hatta çoğu zaman bu hakkın kullanımı doğrudan talep üzerine olmamaktadır. Genellikle başka bir mahkeme veya idari makam durumu fark etmesi halinde gerekli işlemlerin yapılması için mahkemeye bildirimde bulunmaktadır. Aynı şekilde isteğe bağlı kısıtlılık halinde de doğrudan başvurma istisnai niteliktedir. Ekseriyetle yetkisiz 3. kişinin başvurması ve ilgilinin bu duruma rıza göstermesiyle vasi atanması gerçekleşmektedir. Bu şekilde bir vasi tayini yapılması mümkün değildir. Bu işlemi yapmaya ehil tek makam Türk Yargısıdır.

Yetkili ve görevli mahkemede dava açılması halinde atama işlemi o mahkeme tarafından yapılacaktır. Bu konuda dava nasıl açılır isimli makalemize bir göz atabilirsiniz. Kısacası, halkta yanlış bilinenin aksine, noterlere böyle bir yetki verilmemiştir. Bunun yanında noterlerin vesayet konusunda bir yükümlülükleri bulunmaktadır. O da şudur ki; noterlikler olağan görevlerini ifa ederlerken küçüğün velayet altında olmadığını tespit edebilirler. Bu durumda noter, vaziyeti vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür.

Vasi atamasının ne olduğu ile buna ilişkin usul ve kaideler TMK m. 413 ile m. 425 aralığında düzenlenmiştir. Atanan vasinin, özen gösterme, gerçek kişiyi gözetim altında tutma, koruma ve bakma gibi yükümlülükleri vardır. Tüzel kişilerin bu yükümlülükleri yerine getirmesi beklenemez. Dolayısıyla atanacak vasi ancak gerçek kişi olabilecektir. Genel kural, bir kişiye ancak bir vasi atanması şeklindedir. Fakat ayrık hallerde, durum o şekilde gerektiriyorsa, birden fazla vasi atanması da mümkündür. Bu durumda atanmış vasilerin yetkilerini bağımsız olarak mı yoksa birlikte mi kullanacaklarını belirleyecek mercii atamayı yapan vesayet makamıdır.

Vasi olarak atanacak kişinin, ergin, ehil ve görevi ifa edebilecek yetenekte olması gerekir. Bu olumlu şartlara sahip olmaması halinde kişinin vasi olarak atanabilmesi mümkün değildir. Aksi yönde bir atama yapılması halinde, ilgililer, kararı alan vesayet makamına itirazda bulunabileceklerdir. Bunun üzerine vesayet makamı bir değerlendirme yapabilecek, atanan kişinin görevine son verip, yerine başka birisini görevlendirebilecektir.

Vasi tayin edilecek kişinin ergin ve bu işi yapmaya ehil birisi olması gerekir. Ayrıca, vasi olarak tayin edilecek kişide bazı durumların bulunmaması gerekir.

Bu durumlar aşağıdaki gibidir:

  1. Kısıtlı olmak
  2. Kamu hizmetinden yasaklı olmak
  3. Haysiyetsiz bir hayat sürmek
  4. Çıkarların çatışması
  5. Kişiler arasında düşmanlık bulunması
  6. İlgili vesayet daireleri hakimi olmak

Bu hallerden birinin varlığı halinde ilgili kişi vasi olarak tayin edilemeyecektir.

Kanun, vasi tayini konusunda eş ve hısımlara öncelik tanımıştır. Eşin diğer akrabalara göre öncelikli olma durumu ise söz konusu değildir. Hakim, somut ilişkileri değerlendirecek, kimin vasi olarak tayin edilmesi, kısıtlı veya küçük açısından daha faydalı olacaksa ona göre bir karar verecektir. TMK m. 415’te; bunun dışında haklı sebepler olmadıkça, hakimin, vesayet altına alınacak kişi ya da anne veya babasının istediği kişiyi vasi olarak ataması gerektiğine işaret edilir. Vesayet makamı, mümkün mertebe ilgililerin isteğine bağlı olarak hareket etmelidir. Hakim talebin aksine bir hüküm oluşturursa; bu noktada ilgililerin denetim makamına itiraz hakkı doğar.

Vasi olarak tayin edilen kişi, kanunda sayılan kaçınma sebeplerine haiz değilse, kendisine yüklenen bu görevi kabul etmek zorundadır. Aksi halde yaptırımın ne olacağı ise kanunda düzenlenmemiştir. Fakat yerine yeni birisi atanana kadar görevini ifa etmeyen mevcut vasi, bu sebeple doğacak olan zararlardan sorumlu olacaktır.

Vesayet daireleri ikiye ayrılmaktadır. Bunlar; vesayet makamı ve denetim makamıdır. Vesayet makamı olarak Sulh Hukuk Mahkemesi belirlenmiştir. Çocuklar yönünden ise bu görev varsa özel kuruluş kanunu olan Çocuk Mahkemesine öncelikli olarak verilmiştir. Şayet yetkili yerde Çocuk Mahkemesi bulunmaması halinde yine görevli makam Sulh Hukuk Mahkemesi olacaktır. Vasi tayini bu makam tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu bakımdan vesayet makamı, vasinin faaliyetlerine katılan makamdır. Bu makam, vasi atanmasının yanında; vasi üzerinde denetim, kontrol, izin, tedbir olarak veya kesin olarak görevden alma gibi yetkilere de sahiptir.

Denetim makamı olarak ise Asliye Hukuk Mahkemesi görevlendirilmiştir. Onama ve şikayetler, bu makam tarafından karara bağlanmaktadır. Yine vasi ataması kararlarına karşı itiraz ve çekinme taleplerini inceleyecek ve nihai olarak karara bağlayacak olan makam da burasıdır. Bu anılan faaliyetler icra edilerek denetleme görevi, makamı tarafından yerine getirilmiş olacaktır.

Atama işleminde görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise hakkında vasi tayini istenen kısıtlı veya küçüğün yerleşim yeri mahkemesidir. Vesayet makamı, atama işlemini ivedilikle yerine getirmelidir. Bu surette, vesayet makamı bu durumu ister C. Savcısının ister ilgililerin isterse de 3. kişilerin bildirimi sayesinde öğrensin; durumdan haberdar olur olmaz resen harekete geçmeli ve vasi atama prosedürünü uygulamaya başlamalıdır. Şayet gerekli gördüğü hallerde vesayet makamı, prosedür tamamlanasıya ve vasi kararı verilesiye kadar, kişinin menfaatlerini gözeterek geçici önlemler alabilecektir.

Vesayet makamı tarafından verilen, kısıtlama ve vasi atanmasına ilişkin karara vasi kararı denir. Bu karar, vasiye hemen ve Tebligat Kanununa uygun olarak tebliğ edilmelidir. Bu vasi kararı ilgilisine tebliğ edilmeden kesinleşmiş sayılamaz. Ayrıca vasi kararı içeriğinde bir kısıtlama söz konusuysa; bu karar, kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan olunur.

Vasi kararının tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde; varsa kaçınma sebebi veya karara itiraz, vesayet makamına bildirilecektir. Bu kaçınma bildirimi veya itiraz, vesayet makamınca yerinde görülürse, vasi kararı kaldırılır ve yeni bir vasi atanır. Fakat vesayet makamı bu itiraz veya kaçınmayı yerinde görmezse, gerekçeli görüşünü bildirerek durumu denetim makamına iletir. Denetim makamının vereceği karar kati surettedir. Burada itiraz veya kaçınma nedeni yerinde görülürse, vasi kararı kaldırılacak ve dosya yeni bir vasi atanmak üzere vesayet makamına geri gönderilecektir. İtiraz veya kaçınma yerinde görülmezse, vasi kararı aynen onanacak ve bu şekliyle kesinlik kazanacaktır.

Vesayet makamınca verilen vasilik kararının kesinleşmesine müteakip vasi, görevini ifa etmeye başlayacaktır. Türk Medeni Kanununda vasilik görev süresi 2 yıl olarak belirlenmiştir. Burada sürenin kısa tutulmasındaki amaç; vesayet altındaki kişinin menfaatleri gözetilerek, daha uygun bir vasi adayının bulunması halinde kısa süreler içerisinde değişiklik sağlayabilmektir. Bununla birlikte, kanunun 483. maddesinde sayılı şartların mevcudiyeti halinde, vasi her zaman için görevden alınabilecektir.

Vasilik görev süresinin son bulması halinde; vesayet makamı, vesayet altındaki kişinin menfaati buna uygunsa görev süresini ikişer yıllık periyotlar halinde uzatabilecektir. Yani her 2 yılda bir, vesayet makamı, vasilik görevini gözden geçirecektir. Bunun yanında, TMK m. 456/3 uyarınca, 4 yıl süre ile vasilik görevini ifa etmiş kişinin, artık bu görevi üstlenmekten kaçınma hakkı doğmaktadır. Yani kimse 4 yılın üzerinde aynı kişi için vasilik yapmaya zorlanamaz.

Vasinin yapmakla görevli olduğu ve yetkisi bulunan işleri aşağıda bulabilirsiniz:

  1. Defter Tutma  Vasiye, vesayet makamının da atayacağı bir kişi eşliğinde defter tutma görevi verilmiştir. Bu defterde, vesayet altındaki kişinin malvarlığına ait aktif ve pasifler belirtilir. Bunun yanında bu defter belli bir şekil şartına tabi tutulmamıştır. Yani adi şekilde düzenlenebilecektir. Bu defter vasinin yıllık hesap verme zamanında ve vasiliğin sona ermesi halinde vesayet makamına sunulacaktır.
  2. Değerli Şeyleri Saklama  Kıymetli evrak, değerli eşya, önemli belge ve benzerleri; vesayet makamının gözetimi altında bulunan güvenli bir yerde muhafaza edilir. Tabi bu durumun, malvarlığının yönetimi açısından bir aksamaya sebep olmaması şartıyla gerçekleşeceğini belirtelim. Kıymetli evraklara; hisse senetleri, tahviller, ipotekli borç senedi veya irat senetleri örnek olarak verilebilir. Bunun yanında değerli eşyalara; mücevherler ve fikir sanat eserleri örnek teşkil edebilir. Sözleşmeler, vasiyetnameler, tapu senetleri de önemli belgelerden sayılabilir. Burada uygulamada güvenli yer olarak genelde banka kasaları kullanılmaktadır. Kasa anahtarı kural olarak vesayet makamında kalır. Fakat gerekli görülmesi halinde bu anahtar, güvence teminatı karşılığında vasiye de verilebilir.
  3. Taşınırları Paraya Çevirme Vesayet altındaki kişinin menfaatinin gerektirmesi halinde, yukarıda sayılan değerli şeyler haricindeki menkul mallar satışa çıkarılabilecektir. Burada vesayet makamının vereceği talimat uyarınca açık artırma sureti ile satış yolu izlenecektir. Bu noktada asıl kriter, vesayet altındaki kişinin nakit ihtiyacıdır. Burada karar verici mercii vesayet makamıdır. Vasi bu kararla bağlı olmakla birlikte bu karara karşı itiraz hakkı saklıdır.
  4. Paraları Yönetme Vasi, vesayet altındaki kişinin kendisi veya malvarlığının yönetimi için gerekli olmayan paralarını vesayet makamının belirleyeceği banka hesabına yatırmalıdır. Göreve başladıktan itibaren bir ay içinde paralar hesaba yatırılmalıdır. Aksi takdirde doğan zararı faiziyle ödemek durumunda kalabilir. Ayrıca dolandırıcılık suçu şüphelisi olmanız işten bile değil.
  5. Ticari ve Sınai İşletmelerle İlgili Yönetim Bu yerler geniş anlamda yorumlanmalıdır. Yani bir dişçinin muayenehanesiyle bir avukatın ofisi de bu kapsamda değerlendirilecektir. Burada söz vesayet makamındadır. Vasi sadece talimata göre hareket edecektir. Vesayet altındaki kişinin işletme üzerindeki menfaatleri uzman bilirkişilerce incelenecek ve ortaya konulacaktır. Buna göre de vesayet makamı işyerinin tasfiyesini, devamını, çalışma alanı değiştirmesini, usul değişikliği vb. isteyebilecektir. Vasi de bu talimatı icra etmekle yükümlüdür.
  6. Taşınmazları Elden Çıkarma  Burada yine vesayet altındaki kişinin menfaati gözetilecektir. Bu kişinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik; nakit parası ve taşınır mallarının gücünün yetmediği takdirde ancak vesayet makamının talimatı doğrultusunda taşınmazların satışı gündeme gelebilecektir. Yani mutlak bir zorunluluk olması gerekmektedir. Bu kapsamda taşınmazlar, en son başvurulacak malvarlığıdır. Satış işlemi vesayet makamının görevlendireceği kişi tarafından gerçekleştirilecektir. Vasi de bu işlem sırasında hazır bulunmalıdır. Vasi bu kararla bağlı olmakla birlikte yine burada da itiraz hakkı saklıdır.

Vasiliğin sona erme hallerinden birisi de vasilikten çekilmedir. Normal şartlar altında vasi, 2 yıllık süresi son bulmadan görevinden çekilemez. Ancak kanun koyucu bazı hallerde vasilikten çekilebilmeye olanak tanımış, bazı hallerde de çekilmeyi zorunlu tutmuştur. Bu haller şu şekilde sıralanabilir:

  1. Engel Bir Durumun Ortaya Çıkması  Vasiliğe engel halleri; kısıtlı olma, kamu hizmetlerinden men edilmiş olma, haysiyetsiz ve onursuz bir yaşam sürmek, vesayet altına alınacak kişi ile menfaat çatışması içerisinde olma, vesayet altına alınacak kişiye karşı düşmanlık barındırmak ve ilgili vesayet daireleri hakimi olmak şeklinde sayabiliriz. Atanan vasinin, görev süresi içerisinde bu sayılan hallere haiz bulunması durumunda; vasi, görev süresini doldurmadan görevinden çekilmekle yükümlüdür. Yani bu halde çekilme, vasi açısından zorunlu tutulmuştur.
  2. Kaçınma Sebebinin Ortaya Çıkması Vasilikten kaçınma sebeplerinin neler olduğuna değinmiştik. Bu sebepler vasilik görevini icra etmeye başladıktan sonra ortaya çıkmış olabilir. Bu durumda vasi, vesayet makamına talepte bulunarak görevinin süresinden önce sonlandırılmasını isteyebilir. Fakat vesayet makamı, vesayet altındaki kişinin menfaatini gözeterek görev süresinin sonuna kadar görevin devam ettirilmesi yönünde karar verebilir. Çekinme talebi reddedilen vasi, kararın tebliğinden itibaren 10 ün içerisinde denetim makamına itirazda bulunabilecektir. Denetim makamının vereceği karar nihai niteliktedir.
  3. Haklı Sebebinin Ortaya Çıkması Vasinin görevini icra ettiği sürede bir haklı nedenin ortaya çıkmasıyla birlikte vasilikten çekilme talebinde bulunabilir. Burada nedenin haklı olup olmadığının tespiti vesayet makamı tarafından yapılacaktır. Örneğin eğitim için veya mesleki kariyer açısından uzun süreli olarak yurt dışında bulunulacak olması, bir haklı neden teşkil etmektedir. Vasinin talebi reddedilirse; yine burada da kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde denetim makamına başvurulabilecektir. Denetim makamı bu itirazı kesin olarak karara bağlayacaktır. Yani bu karara karşı istinaf mahkemesine başvurabilmek mümkün değildir. Vasinin çekilme talebi kabul edilse dahi, yeni vasi ataması yapılasıya kadar görevlerini aynen yürütmekle yükümlüdür.

Vasinin görevden alınması da vasilik sıfatını sona erdiren hallerden birisidir. Bu durum Türk Medeni Kanununun 483. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Vasinin görevini ağır derecede boşlaması, yetkilerini açık bir şekilde kötüye kullanması, güven sarsıcı hareketler içerisinde olması, borcunu ödeme konusunda acze düşmesi ve görevini ifa etme konusunda yetersiz kalması nedenleri ile vasi görevinden alınabilecektir.

Görevden alma işlemi, vesayet makamı tarafından yerine getirilecektir. Burada Sulh Hukuk Mahkemesi, bildirim veya talep üzerine harekete geçebileceği gibi resen de hareket edebilir. Bu konuya ilişkin karar; ancak gerekli araştırma yapılması ve vasinin dinlenmesi sonucunda alınabilecektir. Yine burada verilecek olan kararlara karşı denetim makamına itiraz yolu açıktır.

Yaşlılık, istek üzerine kısıtlama sebeplerinden birisidir. Burada yaşlılığın ne manada kullanıldığı konusu önemlidir. Buna göre yaşlılık; kişinin yaşının ilerlemesi sebebiyle, işlerini gereği gibi görmesine engel olacak düzeyde bedensel ve/veya zihinsel zayıflığa yol açacak hale gelmesidir. Bu minvalde yaşlılık, kişinin iradi kısıtlaması için yeterlilik arz etmektedir. Bunun dışında zorunlu kısıtlama sebepleri mevcutsa, o halde yaş faktörü zaten dikkate alınmayacaktır.

Burada kısıtlama talebinde bulunulması bir zorunluluktur. Kişi bunu bizzat istemiş olabileceği gibi 3. kişilerin taleplerine zımni kabul şeklinde rıza göstermiş de olabilir. Burada vesayet makamı gerekli tahkikatı yürütecek ve gerekli görmesi halinde yaşlıyı kısıtlı olarak ilan edecek; akabinde de bu kişiye vasi atamasında bulunacaktır.

İfa edilen vasilik görevine karşılık ücret talebinde bulunmak, vasiye tanınan haklardan birisidir. Bu husus, TMK m. 457’de düzenleme altına alınmıştır. Buna göre; vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığından, buna olanak bulunmadığı taktirde Hazineden karşılanmak üzere kendisine bir ücret verilmesini sayın mahkemeden talep edebilir.

Bu ücrete kaynak oluşturması bakımından öncelikle vesayet altındaki kişinin malvarlığına başvurulacaktır. Buradan sonuç alınamaması halinde; yardım yükümlülüğü kapsamında eşine, küçükse anne ve babasına, en olmadı yardımla yükümlü akrabalarına başvurulabilecektir. Bunlardan hiçbirinin sonuç getirmemesi halindeyse Devlet Hazinesi verilecek ücrete kaynak oluşturacaktır.

Bu talep vesayet makamına iletilecektir. Ücret verilip verilmemesi konusunda takdir Sulh Hukuk Mahkemesi hakimindedir. Yani talepte bulunulmuş olması, kesinlikle ücret verileceği manasına gelmemektedir. Verilecek ücretin düzenli bir maaş şeklinde mi yoksa tek sefere mahsus mu olacağı konusu, ücretin miktarı vb. konular, birçok etmen gözetilerek hakim tarafından karara bağlanacaktır. Yine bu talebe ilişkin verilen kararlara karşı, denetim makamına itiraz yolu açıktır.

 

Önceki Küçük Hukuk Bürolarının Karşılaştığı Temel Sorunlar
Sonraki Hukuk Bürosundan Ortakların Rolleri ve Sorumlulukları

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar

Merkezi Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) Rehberi

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından hazırlanan Kayıtlı Elektronik Posta Rehberi ve Kayıtlı Elektronik Posta Hesabı Adreslerine İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (“Değişiklik Tebliği”) 3 Temmuz 2021 tarihli 31530

Ayıplı Malda Sorumluluk

Satıcı malı satış sözleşmesine uygun olarak alıcıya teslim etmekle yükümlüdür. Reklamlarda veya ilanlarda yer alan taahhütlerin taraflarca bilindiği ve sözleşmenin içeriğine zımni bir şekilde de olsa dahil olduğu kabul edilir.

Vergi Usül Kanunu Değişiklik

VERGİ USUL KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7338 Kabul Tarihi: 14/10/2021 MADDE 1 – 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa mükerrer 20. maddesinden

Yorum Yap

Henüz yorum yok!

Bu yazıya yorum yazan ilk kişi olabilirsin! - Yorum yap!

Yorum Yap